UŞAK AYBEY(EYBEK) TEPESİNDE BULUNAN BULDUK DEDE KİMDİR?

Uşak ilinin Türkler tarafından fethedildiği tarihten sonra iskân ve yerleşim, şu an ismi Aybey mahallesi olan muhitte olduğu rivayet edilir.

UŞAK AYBEY(EYBEK) TEPESİNDE BULUNAN BULDUK DEDE KİMDİR?
27 Şubat 2016 Cumartesi 16:51

 UŞAK AYBEY(EYBEK) TEPESİNDE BULUNAN BULDUK DEDE KİMDİR?

            Uşak ilinin Türkler tarafından fethedildiği tarihten sonra iskân ve yerleşim, şu an ismi Aybey mahallesi olan muhitte olduğu rivayet edilir.

            Bu muhitte top tepesine çıkan Yeniceköy Caddesi üzerinde Muzaffer Mert İlköğretim Okulu duvarına bitişik "Bulduk Dede" namıyla meşhur ulu bir zatın kabri bulunmaktadır.    
   

     

Bu yatır hakkında doğruya ulaşmak için şu sorulara bulunacak hakiki cevaplar gerektir;

Osmanlı Arşivi ve vakıf kayıtlarında bu mekanla ilgili bir kayıt var mıdır?

            Bu konuda akademik bir el tarafından detaylı bir araştırma gerektir. Ama akademik yayınlarda yaptığım tarama sonucu Doç. Dr. Mustafa Alkan hocamın “Uşak’ta Para Vakıfları” makalesine rastlıyorum. Hocamız Uşak kazasına bağlı Osmanlı Vakıflar Arşivinde 192 vakfın kayıtlı olduğunu lakin bunlardan sadece 61 tanesinin vakfiyesinin bulunduğunu bildirir. Uşak kaza merkezine kayıtlı 8 vakıf kaydı vardır. Bunlardan 2 tanesi Aybey mahallesine kayıtlıdır.

            Aybey mahallesinde ki vakıflar; Sünbülüzade Hacı Hasan’ın idarecisi olduğu vâkıfa ait 3 dükkan, bir camii görülmekle birlikte; diğeri Musacık zade Hacı İbrahim oğlu Süleyman’ın idarecisi olduğu 1000 kuruş sermaye ve bir camiye sahip vakıflardır. Bu kayıtlar 1890-1923 yılları arasını kaplamakla birlikte bu tarih aralığında mevcut olmayan ama başka tarihlerde faal vakıflar bulunmamaktadır.

                Eserde ki 1916-1923 yılları arasında yeni bir vakfın kurulmadığı bilgisinden hareketle “Bulduk Dede”ye ait bir vakfiye(tabii ki  varsa) kaydının 1890  tarihinden önce ki dönemde aranması gerektir.

            Şu an türbede yazan "Rukneddin Doğan-Bulduk Dede/Karabağlı/Miladi 875” bilgisi üzerine yaptığım taramada her hangi bir kayda rastlayamadım.

            Kaldı ki miladi 875 yılında bu topraklarda İslam ve Müslüman’ın izine rastlamak mantıklı görünmemektedir 

 

Bulduk Dede Yatırının tarih içersinde ki seyri nedir?

            Bulduk Dede  mahallenin yaşlıları tarafından ifade edildiği şekliyle; 1990 lı yıllarda yapılan tadilattan önce üstü açık bir  kabir halinde, kabir sikkesi beton sandukanın içine gömülü halde , yanında bir armut ağacının bulunduğu bir vaziyette idi.


Şekil 1: BULDUK DEDE YATIRININ 1980 Lİ YILLARDA Kİ HALİ

 

                Cumhuriyetin ilk yıllarında Uşak'ta yatırlar ve türbeler hakkında bilgi toplayan ve kitap hazırlığında olan Tatar Rıza isminde bir şahıs olduğu rivayet edildi. Vefat etmiş olduğu öğrenildi. Lakin izine ulaşılamadı.

            Bulduk Dede yatırı hakkında engin bir bilgisi olduğu ifade edilen Muzaffer Dokur ile görüşme yapıldı. Müsait zamanda arayacağını ifade etti, aramasını bekleyeceğiz.  Tarhana Baba Mustafa Yeldanlı ile görüşüldü.


Şekil 2: YUKARIDA Kİ RESİMDE GÖRÜNEN MEZAR BAŞLIĞINDA Kİ SARIK HALVETİ-SÜNBÜLİYE TARİKATI MENSUPLARININ GİYDİĞİ TAÇ SİKKESİ FORMUNDA

 

            Bu yatırın üstü 1990 lı yıllarda kapatılıp kapısına bir levha ile zatın kimliği hakkında bilgi eklenmiş.

            Levhada "Rukneddin Doğan-Bulduk Dede/Karabağlı/Miladi 875 bilgisi yazılmış.

            Bulduk Dede yatırının üstünün kapatılması hakkında bir hikaye rivayet olundu. Hikâye şöyle anlatılıyor;

            " Bulduk Dede; Karlık köyünden Kara Murat isminde bir vatandaşın rüyasına girer.  Ve yatırın üstünü kapatmasını ister. Bunun için Uşak'a gelen bu zat Ulu camiinde namaz kılarken Kulalı bir şahısla tanışır. Muhabbet üzerine Karlıklı Kara Murat Uşak'ta olmasının nedenini sorar. Kulalı şahıs rüyasında  Uşak'ta yokuş bir yerde bulunan bir yatırı aradığını ve rüya gördüğünü anlatır. Rüyasında yatırın sahibi ulu zatın yatırın üstünü kapatmasını istediğini söyler. Bunun üzerine Karlıklı Kara Murat aynı rüyayı kendisinin de gördüğünü Uşak'lı olması nedeniyle yatırın üzerinin kapatılmasının kendisinin hakkı olduğunu söyler ve ısrar eder. Yatırın inşasına başladığı sırada suya ihtiyacı olur. Su ihtiyacını karşılamak için dönemin Uşak Belediye Başkanı Ali Künek ile görüşmeye karar verir. Makamında bulamadığı Belediye başkanı Ali Künek' in bir düğün merasiminde olduğunu öğrenir. Başkana yaklaşıp meramını anlatmak istediğinde ters bir cevap alır. Aralarında çıkan tartışma nedeniyle başkan çok kızar ve Bulduk Dedeye yaptığı Türbeyi yıkacağını söyler. Karlıklı Kara Murat Bulduk Dede muhitinde bulunan Romen vatandaşlarla durumu paylaşır. Başkanın yolladığı yıkım ekibine karşı direnirler. Ve burayı yıktırmazlar. Romen vatandaşların desteğiyle türbe bitirilir."

            Bu yatırın Alevi Dedesi olduğu konusunda bir rivayet üretilmiş. Yatırın yakınına Cem evi yapılmış ve buranın türbedarlığını Romen Alevi vatandaşlarımız üstlenmiştir.


Şekil 3:ALEVİ-BEKTAŞİ DERVİŞLERİN GİYDİĞİ SİKKE MENSUPLARIN VEFATINDAN SONRADA MEZAR BAŞLIĞI OLARAKTA KULLANILIR

            Bundan çok değil 30 sene önce Uşak’ta Alevi kimliği ile kendini tanıtan bir vatandaşa rastlanılmaz iken ve dahi Cem evi benzeri bir ibadethane yok iken Uşak’a bir el dokunmuş ve Alevi cemaati oluşturulmaya çalışılmıştır.

            Yatırlar üzerinden bir köken oluşturarak biz buranın asıl sahibiyiz algısı oluşturulmak istenmektedir.

            Bu türbeyi şu anki haline getiren zevat, Bulduk Dede miladi 875 yılında buraya defnoldu diye türbenin girişine bu levhayı asar iken acaba o tarihte Alevi-Bektaşi-Kalenderi-Torlaki… v.s.  hangi  heteredoks  inanç vardır? Bunu bilmekte midir?     

Bulduk Dede Niyazi Mısri'nin yoldaşı Halveti-Sünbülüye Meşayıhından Şeyh Muslihüddin Mustafa Efendi midir?

 

            "Bulduk Dede"  yatırının kimliği ile alakalı soruşturma yapar iken yeni bir tevatüre(kuvvetli rivayet) ulaştım.

Şu an yatırın kapısında yazan bilginin peşine düştüğümde türbeyi yapanların bile bu yazıyı kimin yazdığını bilmediği ve çok yanlış bilgiler içerdiğini müşahede ettim. Örneğin yatırda yatan zatın M.s.875 Yılında yaşadığı yazıyor idi. Bu tarihte bu bölgede İslam ve Müslüman'ın olması pek mantıklı gelmiyordu.

            Yaşayan canlı tarih bir büyüğümden edindiğim bilgiye göre Halveti-Sümbüliye silsilesini bilenlerin dağarcığında yer edinmiş Şeyhi lakabında Şeyh Muslihuddin Mustafa Efendinin medfun olarak bu makamın sahibi olduğunu öğrendim..

                Rivayetin sahibi 88 yaşında Uşak'ın Merkez’in köklü ailesi Kaba kadılar sülalesinden Halveti tarikatının Şabaniye kolunun müridanı Alâeddin ÖZKAYA büyüğümüzdür. Hayatı Aybey mahallesinde geçmiş, tasavvuf ehlinden Şabaniye tarikatı postnişin Cemaleddin Hoca'nın sohbetlerinde geçmiş bir büyüğümüzdür.

            Bulduk Dede'nin kim olduğunu sorduğumuzda; hiç tereddütsüz burada metfun ulu zatın Halveti şeyhlerinden Muslihuddin Mustafa Efendi olduğunu söyledi. Bu zatın kimliğini Şabaniye tarikatı potnişinde oturan Selbestzade Cemalettin Efendiden defalarca duyduğunu söyledi 

ŞEYH MUSLİHUDDİN MUSTAFA KİMDİR?

 

            Bu konuda uzun yıllardır yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Prof. Dr. Mustafa Tatçı hoca Şeyh Muslihuddin Mustafa Efendiyi şöyle tanıtır ; "Mutasavvıf şair, muhtemelen Uşaklı Halveti- Sünbüli  tarikatı Şeyhi Mehmet Efendi (H. 1073/1663)nin oğludur. Şiirlerinde kullandığı Şeyhi mahlasının kaynağı şey oğlu olmasındandır. Halveti-Sinaniye kolu erenlerinden olan Uşaklı Şeyhi ( Mustafa Muslihiddin), Elmalılı Ümmi Sinan tarafından yetiştirilmiş olup Niyazi-i Mısri’nin yol arkadaşlarındandır. Şeyhi, Elmalı’da manevi eğitimini tamamladıktan sonra memleketi Uşak’a geri dönmüş ve burada yaşamıştır. Yunus Emre, Ümmi Sinan ve arkadaşı Niyazi-i Mısri’nin üslubuyla yazdığı ilahileriyle Şeyhi, XVII. asırda adından söz edilmesi gereken önemli mutasavvıf şairlerimizden birisidir.

            17. yüzyıl tasavvuf ve edebiyatının zirve ismi Niyazi Mısri’nin Mısır da ki eğitimini tamamlayıp Anadolu da savrulur iken Bursa’dan geçtiği Uşak ‘ta şeyhini bulduğunu söyleyerek Ümmi Sinan Halifesi Şeyh Mehmet ‘ e bağlanır. Ve şeyhin oğlunun öğretmenlik yapar. Burada ismi zikredilen Şey Mehmet ve oğlu büyük ihtimalle Şeyh Muslihuddin ve babası Şeyh Mehmet ‘tir.

 

“Ben Şeyhi’yem Uşşakiyem(Ben Uşak'lı bir şeyhim)

didar-ı Hak Müştakıyam( Hakkın cemalinin heveslisiyim)
Hüve hüve olalıdan ruh ile candan geçmişem”(O O olalıdan beri canımdan vazgeçmişim)

 

diyen bu yokluk, aşk ve irfan yolunun yolcusu aşıktan günümüze bir Divan-ı İlahiyat kalmıştır.

 

Niyazî-i Mısrî, Ümmi Sinan’ın sevdiği bu beş halifeyle ilgili şu beyti söylemiştir;

 

Biz beş er idik çıkdık bir demde yola girdik

Kırk yılda pîre erdik bu sohbete erince

 

der ve ekler İtiraf etmek gerekir ki, Uşaklı Müslihiddin, hepimizden ileri bir derviştir.

 

            Ümmi Sinan’ın yetiştirdiği beş halifenin ikisi Kütahyalıdır. Bu beş erden biri Kütahya Altıntaşlı olup Afyon’da vefat eden Askerî’dir. Diğeri Uşaklı Şeyh Muhammed’dir. Diğer ikisi Muslihiddin Mustafa Uşşâkî ve Şeyh Ahmed Matlaîdir. Beşinci er Gaybî Sunullah’ın babası Müfti Derviş yani Çavdaroğlu Ahmed Efendi’dir.

 

Halveti-Sünbüliye Tarikatı  Kurucu Merkez Efendinin Uşak ile Bağlantısı Nedir?

            Osmanlı zamanında İstanbul'da yetişen evliyaların büyüklerindendir. Hatvetiyye yoluna mensûb, Sünbül Sinân hazretlerinin yanında yetişti.  İsmi Musa olup Merkez Muhlihuddın lakabıyla meşhur oldu.

            Koca Mustafa Paşa’daki bir tekkede şeyhlik yapan Sünbül Sinân hazretlerinin, şöhretini işiten Merkez Efendi, bâzı kimselerin onun hakkında yaptıkları dedikodular sebebiyle, bir türlü gidip, onun sohbetine katılamamıştı. Bir gün rüyasında Sünbül Efendi’nin, kendi evine geldiğini gördü. Sünbül Efendi’yi içeri almamak için hanımı ile kapının arkasına pek çok eşya dayadılar ve üzerine oturdular. Fakat Sünbül Efendi kapıyı zorlayınca, kapı arkasına kadar açıldı ve onlar da yere yuvarlandılar. Bu sırada uyanan Merkez Efendi, yaptığı hatâyı anladı ve sabahleyin Sünbül Sinân hazretlerinin huzuruna gitmeye karar verdi. Sünbül Sinân’ın câmisine gidip, vâz ettiği kürsînin arkasına, o görmeden oturdu. Sünbül Sinân hazretleri, vâz esnasında Tâhâ sûresinin bâzı âyet-i kerîmelerini tefsire başladı. Tefsirden sonra; “Ey cemâat! Bu tefsirimi siz anladınız. Hattâ, Merkez Efendi de anladı” buyurdu. Sonra aynı âyet-i kerîmeleri daha yüksek mânâlar vererek tefsîr ettikten sonra tekrar; “Ey cemâat; Bu tefsirimi siz anlamadınız, Merkez efendi de anlamadı” buyurdu. Merkez Efendi, hakîkaten ikinci defa anlatılanlardan bir şey anlamamıştı. Sünbül Sinân hazretleri, o gün Tâhâ sûresini yedi türlü tefsîr etti. Merkez Efendi’nin kürsî arkasında olduğunu, zahiren görmediği hâlde anlamıştı.

Vaaz bitti, namaz kılındı, herkes camiden çıktı. Sâdece Sünbül Efendi kalınca; Merkez Efendi huzura varıp elini öptükten sonra af diledi. Sünbül Efendi de: “Ey Muslihuddîn Mûsâ Efendi! Biz seni genç ve kuvvetli biri sanırdık. Meğer sen ve hanımın çok yaşlanmışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamak için gösterdiğiniz gayrete ne dersiniz? Fakat neticede kapı açıldı ve ikiniz de yere yuvarlandınız!” diye buyurunca, Merkez efendi iyice şaşırdı. Pek çok özürler dileyerek ağlamaya başladı, affına sığınıp talebeliğe kabul edilmesi isteğinde bulundu. Sünbül Efendi de kendisini kabul ettiğini, dergâhta hizmete başlamasını söyledi.

Bundan sonra Merkez Efendi, her gün Sünbül Sinan’ın dergâhına gelip ondan ders almaya ve hizmete başladı. Sünbül Efendi’nin sohbetleri ile yetişip evliyâlık makamlarına yükseldi. İcazet (diploma) aldı. Daha sonra İstanbuI-Aksaray’da Kovacı Dede dergâhında talebe yetiştirmeye başladı. Çok kerâmetleri görüldü.

Doğum yeri konusunda hâkim fikir; 1463 (H. 868) yılında Denizli'nin Buldan ilçesine bağlı Sarumahmutlu köyünde doğduğu yönündedir. Doğduğu köy, Uşak sınırına yakın olduğu için, onun Uşaklı olduğu da söylenmiştir. Çünkü bugün halen Denizlinin buldan kazasına bağlı olan Sarımahmutlu köyünde Merkez Efendinin annesinin ve babasının mezarları olduğuna inanılan yerde her yıl mayıs ayında Kocagöl yaylasında çevre köylerinde katılımıyla Merkez Efendi yağmur duası ve Hıdrellez şenlikleri yapılmaktadır. Burada onlarca büyükbaş ve küçükbaş hayvan kesilir ve yemekler pişirilir okunan Kuran-ı Kerimlerle dualar edilir ve baharın gelişi bu mübarek zatın aile kabristanlığında karşılanmış olur.

Bazı kaynaklarda Merkez Efendi'nin Uşak’ta doğduğu iması görülür. Doğduğu Denizli’nin Buldan ilçesine bağlı Sarı Mahmutlu köyü o dönem Uşak'a bağlı olsa gerektir. Tarihi seyir içersinde Buldan merkezi olmasa da bağlı köylerinden Uşak sınırında olan bazılarının evvelden Uşak kazasına tabi olduğu bilinmektedir.

Hüseyin Ayvansarâyî’nin (ö. 1201/1787) XVIII. yüzyıl sonlarına kadar İstanbul’da mevcut cami, tekke ve zaviyeler hakkında bilgi veren Hadikatü'l-Cevami eserine göre ; “Merkez Efendi’nin Recep ve Ahmet isminde iki oğlu vardır. Recep efendi devlet memuriyetiyle meşgul olmuştur. Öbür evladı Ahmet Efendi ilim tahsil etmiş babasının halifesi olarak görülmektedir. Bu zatın adı Ahmet ibn-i Musa ibn-i Mustafa ibn-el-Merkez diye kaydedilmiştir. Merkez Efendinin oğlu ve halifesi olan Ahmet Efendi, babasının vefatından iki sene sonra, asıl memleketleri olan Uşak kazasına hicret edip, İstanbul’a dönmek istememiştir. Hicri 963’ de Uşak'ta vefat etmiştir. “

Merkez Efendi’nin doğum yeri ihtilaf konusu olsa da oğlu Ahmet Efendi babasından kalan hilafeti kabul etmeyip İstanbul’dan Uşak’a göç edip bir halveti tekkesi kurup burada hayatının sonuna kadar yaşamıştır. Bu tekke dönemin en güçlü isimlerinden Hürrem Sultan tarafından önemsenmiş ve buraya ek vakfiye binası inşa edilmiştir.

Uşak'ta vakfedilen bu eserlerin Uşak'ın neresinde olduğu ve neler olduğu bilgisine sahip değiliz. Şu an bu eserden bir kalıntı var mıdır? Yok mudur? Bütün sorular akademisyenlerinin emeğine muhtaçtır.

 

Bulduk Dede Yatırı Hakkında Kesin Bilgiye Ulaşmak Mümkün müdür?

Beton altında kalan mezar sikkesi(başlığı) uzman bir ekip tarafından çıkarılarak restorasyonu ve yazıların transkripsiyonunun yapılması bu yatır hakkında ki hilaf giderilecektir.

                                                                                                               ÖMER AŞÇI

banner205

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halil Ölmez - 6 yıl önce
Şeyh Muslihiddin Efendi'nin mezarı Kütahya'da Balıklı Halveti Tekkesi haziresindedir. Halveti serpuşlu mezartaşı halen görülebilmektedir. Kitabesinde Halveti Ümmi Sinan Halifesi Şeyh Muslihiddin Efendi yazmaktadır. Bu meseleyi zaten fotoğrafıyla birlikte Mustafa Tatçı'ya da iletmiştik. Sözün özü Bulduk Dede başkası olsa gerek.
Avatar
soru - 6 yıl önce
bu zat alevilerin değil demi