Yazıya nasıl bir giriş yapacağım diye düşünüyorum…
Uzun süredir beynimi yiyip kemiren konu: İnsanların ekmeğiyle neden oynanır? Bu ahlak dışı eylemi kimler, niye yapar?
Üstelik herhangi bir gazetecinin, işçinin, emekçinin, yaşamak ve bakmakla yükümlü olduğu ailesi uğruna gece gündüz demeden çalışan herhangi bir fedainin, yeri geldiğinde cebindeki beş kuruşu dahi yakınlarıyla paylaşarak yaşadığımız vahşi kapitalizmle inatlaşan insan gibi herhangi bir insanın ekmeğiyle nasıl oynanır?
‘TİCARET’ VEYA ‘SİYASET’ BU MU?
Belki bu konuyu kafamda sıkıntı yapmamın anlamsız olduğunu bana fısıldayarak, ‘ekmekle oynamanın’ normal bir eylem olduğunu kanıtlamak isteyenler olacaktır..
‘Ekmekle oynama’yı kepaze düzende ve dünyada yaşasam bile ‘normal’ karşılayamıyorum..
Nitekim, günümüzde ‘ticaret-siyaset’ adı altında ‘hırsızlığın’ ‘namussuzluğun’ ‘sahtekarlığın’ aynı paralelde doğallaştırılarak kabul edilmesi misali…
Bunlarla anlam bağı olabilecek ‘ekmekle oynanması’nı da, ‘oynamayı’ da, ‘oynayanları’ da içime sindiremiyorum..
Son zamanlarda giderek ‘ekmeklerle oynayan’lara da takılmaya başlıyorum..
Göbeğini haddinden fazla şişirmiş, kesesini yırtacak miktarda paraya pula sahip, birçok bankada hesabı bulunan, gayrimenkulleri/arazileri kapatmış ensesi kalınların..
Ay sonunu getirmeye çalışan, tek maddi varlığı evindeki birkaç eşyası olan emekçilerin ‘ekmek’lerine 'kirli ellerini sürmelerini' anlayamıyorum…
Onların alnının teriyle kazandığı bereketli parayla yediği bir iki lokmaya da ‘göz dikmelerini’ bir türlü içime sindiremiyorum..
UCUZ SUÇLAMA: TETİKÇİ GAZETECİ!
Halkın sırtına çıkarak yıllardır kaymağını yedikleri iktidarları uğruna..
Akıldan, zekadan, beceriden yoksun çapsız kurnazlıklarıyla insanların ‘ekmeğiyle oynamalarını’ acizlik olarak görüyorum..
Dürüstlükten, adaletten, demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten, haktan, hukuktan, modernlikten, çağdaşlıktan, ahlaktan, etikten, ondan bundan bol bol bahsederek bizleri alıştırdıkları nutuklarıyla aç gözlülüklerinin üstünü örtmelerini utançla izliyorum..
Her türlü iftirayı ustalaşmış yalancılık marifetleriyle üstünüze atmak için pusuda beklediklerini biliyorum..
Kendilerini insan gibi eleştirenlere karşı insan gibi cevap vermek yerine, özellikle gazeteci olduğunuz zaman birilerinin ‘tetikçisi’, ‘yaltakçısı’, ‘köpeği’, ‘kiralık kalemi’ olmakla itham ederek savuşturmaya çalıştıklarına her seferinde şahit oluyorum..
HANGİSİ DAHA AĞIR:
BENİM SÖZLERİM Mİ, ONLARIN PİSLİKLERİ Mİ?
Belki bu yazıda ‘çok ağır’ ifadeler kullanıyorum…Ya da çok ‘duygusal’!
Lakin ‘ekmekle oynamak’tan ve elden gelince birkaç lokmayı da kesmeye çalışmaktan daha “ağır”, daha ‘biçimsiz’, daha ‘seviyesiz’ ne olabileceğini sormak istiyorum!
Bu ‘ağırlıklarıyla’ saçılmaya çalışılan pisliklerin benim ifadelerimi de ‘ağırlaştırması’, ‘duygusallaştırması’ karşısında samimi tüm okurlarımın beni anlayışla karşılamasını bekliyorum..
Çünkü bugüne kadar ‘ekmekle oynamalara’, ‘ekmeklerle oynayanlara’ karşı sabırla beklemek..
Çünkü bugüne kadar, onları hep Allah’a havale etmek..
Çünkü bugüne kadar, kendileri ve eteklerine yapışarak onlara gönüllü alet olanların ‘varlıkları’nı bile bilmemeyi farz etmek.
Çünkü bugüne kadar, onları iftiralarıyla birlikte manevi dünyamızda tamamen reddetmek...
Yetmedi..!
PEKİ NE YAPMALI?
'Ekmekleriyle oynadıkları'na dokunamadıklarında giderek geniş toplumsal gruplarla uğraşmaya başlamalarına...
Hedeflerini susturmak amacıyla çevreye zarar vermelerine...
Artık karşı koymak...
Boyunların borcu..
Sevgiyle kalın…



Facebook
Google
Yahoo
Digg
Del.icio.us
Twitter







